15 Şubat 2017 Çarşamba

Red Velvet Cupcake - Kırmızı Kadife Kek



Sevgililer günü bizim için özel bir gün olmasada, etrafta kırmızı kosptini ve kalpleri görmeyi seviyorum:) İnsanların sevgi dolu davranıp, sevgisini ifade edebilmesi için bir fırsat olarak düşünüyorum. Bugüne özel birşeyler pişirmek ve sunmaktan da büyük keyif alıyorum. Sevginin en büyük ifadesi bana göre sevdiklerin için birşeyler hazırlamak ve sunmak. Size özel pişirilmiş bir yemel, kurabiye, kek ya da sadece güzel bir peynir tabağı.. Önemli olan düşünüldüğünüzü bilmek, size özel birşeyler. 
Şubat ayında doğan 2 kardeş ve 1 arkadaşınız var ise, hepsine kırmızı kadife kek pişirmeden olmazdı.  İlk keki Londra'ya gittiğimden 'The Hummigbird Bakery' den yemiştim. Göl kenarında tatığım bu kekim harika bir dokusu ve mükemmel bir kreması vardı. Beni içerisindeki kırmızı gıda boyası endişelendirse de bunu denemeliydim. 

Kekin harika bir dokusu var. Arkadaşlarım bu şuana kadar yaptığın en iyisi bizce, bunu her kek uygulamalısın dediler:) Kremaya gelince bu adımda ilk etapta başarılı olduğum söylenemez. Kremam  pütürlü bir dokuya sahipti ama tadır yerindeydi. Sonra biraz araştırma yaparak neleri yanlış yaptığımı buldum. Sonra mı harika bir krema çıktı ortaya:)

Kırmızı Kadife Kek - Red Velvet Cupcake

1/2 su bardağı buttermilk*
3/4 su bardağı şeker (115 g)
1/2 çay kaşığı tuz
1/2 çay kaşığı soda
1 su bardağı + 2 yemek kaşığı un (190 g)
1/2 su bardağı zeytinyağı yada 100g tereyağ
1 yumurta
1 + 1/2 yemek kaşığı beyaz sirke (elma sirkesi)
2+1/2 yemek kaşığı kako
2 tatlı kaşığı gıda boyası (Toz yada sıvı)

*Buttermilk= kesilmiş ekşi süt. 1/2 su bardağı sütün içerisine bir tatlı kaşığı sirke yada limon suyu ilave ederek, oda sıcaklığında bekletiniz. Kek dokusunu veren kesinlikle bu ekşi süt. Süt ve yoğurdu karıştırarakta elde edebilirsiniz. 
NOT: Bütün malzemeler oda sıcaklığında olmalıdır. Kek içerisindeki kakao oranı arttıkça kahverengimsi rengi bastırmak için daha fazla gıda boyası eklemeniz gerekecektir.

Tereyağ yada sıvı yağ şeker ile karıştırılarak kremamsı bir kıvam elde edilir.
1 yumurta kırılarak, tamamen karışana kadar çırpılmaya devam edilir.
1 kap içerisine un, soda,tuz,kako karıştırılır. Karışım homojen hale getirilir.
Gıda boyası, buttermilk içerisine ilave edilerek, istediğiniz kırmızılığı elde edene kadar ekleme yapabilirsiniz. Ya da toz halindeyse, kuru malzemeler ile karıştırabilirsiniz.
Önce kuru malzemenin 1/3 ü ilave edilir, ardından buttermilk'in 1/2 si, sonra kuru-ıslak-kuru-ıslak-kuru şeklinde malzemeler ilave edilir. Her aşamada eklediğiniz malzeme karışımda tamamen kaybolana kadar karıştırılır. Unlu ve buttermilk karışımları ilave edildikten sonra, sirke karışıma eklenerek, karıştırılır. 
Cupcake yapmak isterseniz tam 12 adet cupcake çıkıyor. Kalıplarınız büyük ise daha az çıkacaktır. ama standart cupcake kalıpları ile tam denk geliyor. Krema kıvamında akışkan bir hamur elde ediyorsunuz. Dondurma kaşığı ile cupcake kalıplarınıza eşit olarak dağıtabilirsiniz. 
175 C önceden ısıtılmış fırında 20 dk pişiriniz. Kürdan ile fırından çıkarmadan kontrol ediniz. Kürdan temiz çıkıyorsa kekiniz pişmiştir. Kürdanın ucu ıslak ise birkaç dakika daha pişiriniz. 

Krem Peynirli Dolgu

Krem peynir dolgusu için Türkiye'deki krem peynirleri kullanmayınız. Bu peynirler ile kıvam tuttmak zor. Bunun yerine Pınar Beyaz tavsiye ediyorum. Labne peynirinden daha iyi bir doku elde ediyorsunuz. Cheesecake içinde Pınar Beyaz kullanıyorum. Peyniri kullanmadan oda sıcaklığına mutlaka ısınmasını bekliyorum. Amerika'daki cheesecake içerisinde kullanılan krem peynirler daha az protein içermekte ve bizdeki cheesecakeler bu sebeple daha sert bir dokuya sahip oluyor. Bizde en yakın dokuyu veren peynir bu bence.
Olmayan Krem Peynir Dolgusu
Olmayan Krem Peynir Dolgusu





















Kullanacağınız pudra şekerini mutlaka kullanmadan eleyiniz. 

Tereyağ oda sıcaklığında olmalıdır.

100 g tereyağ,
110 g Pınar Beyaz,
125 g pudra şekeri,
1 tatlı kaşığı vanilya

Tereyağ ve peyniri kabarana kadar yaklaşık 5 dk yüksek devirde çırpınız.
Elenmiş pudra şekerini azar azar ekleyerek, yavaş devirde karıştırınız. 
Bütün pudra şekerini ekledikten sonra yüksek devirde 5 dk daha çırpınız. Kremanınızın hacim kazandığını ve yükseldiğini görüceksiniz. Tereyağının sarı rengi kaybolarak beyaz bir krema elde ediceksiniz.

Cupcakeler soğuduktan sonra kremayı üzerlerine kaplayabilirsiniz. Ben küçük bir uç kullandığım için  krema üzerinde biraz zayıf görünüyor. Kalın bir sıkma uçu ve sıkma torbası kullanmanızı tavsiye ederim.

Afiyet olsun..


20 Ocak 2017 Cuma

Mini Çikolata Rüyası - Bol çikolatalı pasta

Çikolatalı pasta mı? Hem de içerisi biraz ıslak ve kreması da bol çikolatalı. Eğer yoğun çikolata sevmiyorsanız bu tariften uzak durun! Diğer yandan, meyveli pasta seven bir arkadaşım bile bir dilimi rahatlıkla bitirdi. Yoğun çikolatalı ama içinizi bayıltmıyor. Bu pastayı herkes zaman zaman hayal ediyordur:) Pasta, chocalate devils food cake ten uyarlanmıştır. Nigellissima programını izleyen vardır. Kadın yemek yapmaya ve yemeye aşık, yaptıklarını öyle güzel yiyor ki, hemen mutafağa koşmalıyım diyorsunuz:) Herşeyi bir anda kaseye atıyor ve herşey basitmiş izlenimi uyandırıyor. Bende bundan sonra daha küçük miktarlarda tatlı tüketmek için 15 cm lik küçük kalıpla çalışmayı tercih ediyorum. O zaman kolları sıvayalım. Fonda, Radyo Slowtime, Frenchpress açık! Fransız şarkıları eşliğinde mutfaktan harika kokular yükselsin..


Mini Çikolata Rüyası

50 g kakao,
1+1/3 su bardağı kaynar su
3/4 su bardağı şeker (150 g)
1 su bardağı un (140g)
1/2 su bardağı yoğurt (100 g)
1/2 çay kaşığı kabartma tozu
1/2 çay kaşığı karbonat
1 yumurta
2 yemek kaşığı hindistancevizi yağı (40g)
bir çimdik tuz

Öncelikle kaynar suda, kakao ve şekeri eritiniz. Biraz soğuyunca yogurt ve yağıda içerisine ekleyiniz.
Kuru malzemeleri bir kapta karıştırınız.
Bütün kuru malzemeleri bir kaba alıp sıvı malzemelerin yarısını ekleyip karıştırınız, 1 yumurta ekleyip, kalan sıvı malzemeleri de ekleyip, karıştırınız.

Keki 15 cm lik kelepçeli kalıba alıp, önceden 170 C ye ısınmış fırında 35 dk pişiriniz.

Kreması:
100 g krema,
1 paket bitter çikolata,
25 g tereyağ

Kremayı tavada ısıtın ama çok dikkatli olun krema kaynamıcak ama kenarlarından ufak baloncuklar çıkıcak. Krema ısınınca içerisine çikolata parçalarını atarak eritiniz. E son tereyağını da ekleyerek, homojen bir karışım elde ediyoruz. Hazırladığımız kremayı en az yarım saat buzdolabında bekletiyoruz.

Pastayı hazırlarken, keki iki eşit parçaya ayırıp, süt ile ıslatınız. Daha sonra kremanın bir kısmını içerisine koyup, diğer kek parçası ile kapatınız. Kalan krema ile de pastanın üstünü kaplayınız. Tercihen üzerini süsleyebilirsiniz. Ben dilimlenmiş badem ekledim. 

Afiyet olsun..




15 Ocak 2017 Pazar

Ekşi Maya Tarifi - Evde ekşi maya nasıl hazırlanır?

Ekşi mayalı ekmeği ilk olarak alishiro dan temin etmiştim. Ekmek ile ilgili detayları okuyup, %100 çavdar ve tam buğday ekmeğinin hikayesini duyduktan sonra hemen sipariş verdim. Ekmek Bozcaada'da üretiliyor ve kısıtlı üretim yapıldığından herzaman temin edemiyordunuz. Şuan durum daha farklı bildiğim kadarıyla, istanbul-Beşiktaş'ta bir fırından temin edebiliyorsunuz. Ekmek yapma tutkum beni ekşi mayalı ekmeğe yönlendiriyordu. Daha sonraları tazemutfak ve 240C den ekmek temin etmeye başladım. Hepsinin tadı harika ve sindirim sorunu yaşamıyorsunuz. Ekmek yedikten sonra midemde şişkinlik yerine hafiflik ve rahatlama hissediyordum. Sonrasında kendi ekmeğimi yapmalıyım dedim! Denemeliyim. Geçen sene Mart ayında, ekşi maya üretimi için harekete geçtim. 8 gün boyunca mayamı günde 1 kere besleyerek yola çıktım.



Ekşi Maya Hazırlama:

Ekşi mayanızı, beyaz, tam buğday ve çavdar unundan hazırlayabilirsiniz. Hiç tecrübeniz yok ise beyaz unun gluten içeriği fazla olduğu için daha kolay kontrol etmenizi sağlayacaktır. En zor çavdardan hazırlamak. Genellikle beyaz ve tam buğday unu karışımından ekşi maya hazırlamak daha kolaydır. Gluten nedeniyle hamur içerisindeki gözenekli yapıyı çavdar ekşi mayasında farketmeniz kolay değildir. Beyaz unda ise, gluten içeriği fazla olduğundan mayanız daha büyük gözenekler oluşturarak size yardımcı olacaktır. Ben yola tam buğday unu ile çıktım.

Kullandığınız ekipmanların kuru ve temiz olduğundan emin olun. En başta maya için kullandığım bütün kapları sıcak suda kaynatıyordum. Maya karıştırmak için sadece tahta kaşık kullanmanızı ve içme suyu ile beslemelerinizi yapmanız gerekiyor. Deterjan kullanmamaya ya da bol su ile kapları ve kaşığı temizlemeye özen gösteriniz.
Mayanızın ne kadar kabardığını kontrol etmek için besleme yaptıktan sonra kap içerisindeki seviyesine,dışarıdan ip yada lastik bağlayarak kontrol edebilirsiniz.

1. Gün:
Bir kap içerisinde 50g tam buğday unu ve 50 ml suyu karıştırarak ağzını ince bir bez ile örterek, dışarıda bıraktım. Mutfağın sıcak bir köşesinde ya da kapalı konumdaki fırın ya da mikrodalga içerisinde bekletebilirsiniz. Bir nebze daha sıcak bir ortam sağlayabiliyorsunuz.

2. Gün:
Mayanın üstte kalan kısmını atarak altta kalan az miktarı beslemeye devam ediyoruz. Mayanın %80 inini atarak, içerisine yine 50 g tam buğday unu ve 50 ml su koyarak homojen kıvama gelene kadar karıştırınız. Maya, koyu boza kıvamında olmalıdır. Bazen unların sus tutma kapasiteleri farklılaştığından, kıvamı kontrol etmenizi tavsiye ederim.

3. Gün:
Mayanın yine üst kısmındaki katmanı atarak, mayanın %80 inini atmış oluyoruz. Geriye kalan mayayı 40 ml su ve 50 g tam buğday unu ile iyice karıştırıyoruz. İçerisinde topak kalmaması için bütün unun iyice kaybolduğundan emin olunuz.
Su miktarını kıvamına bakarak biraz azalttım, kıvamı koyu boza kıvamında olmalıdır. Unumun suyun hepsini çekmediğini düşünerek, su miktarını bu beslemede azalttım. Ve sonraki günlerde bu miktar üzerinden besleme yapmaya devam ettim.

4.Gün:
Mayanın yine %80 inini atarak geri kalanı 40 ml su ve 50 g tam buğday unu ile besliyoruz. Mayanın büyük kısmını atmamızdaki sebep, mayayı kendi ağırlığının en az 2 katı ile besleyebilmek.

5.Gün:
Mayanız yavaş yavaş gözeneklenmeye başlamıştır. Mayanızın ne kadar kabardığını gözlemlemek için besleme sonrasındaki seviyesine ip yada lastik bağlayarak kontrol edebilirsiniz. Mayanın yine üst kısmındaki katmanı atarak, mayanın %80 inini atmış oluyoruz. Kalan kısmı 40 ml su ve 50 g tam buğday unu ile karıştırarak, oda sıcaklığında bekletiyoruz.

6 ve 7. Gün:
Mayanın %80 inin atarak, kalan kısmı 40 ml su ve 50 g tam buğday unu ile katışrırarak, oda sıcaklığında bekletiyoruz. Mayanın canlandığını ufak gözenekler oluşturduğunu dışarıdan gözlemlemeye başlıyoruz.

8.Gün:
Mayamın kabardığını ve gözenekler oluştuğunu gözlemlediğim bu son günde, mayamı daha fazla beslememeye karar verdim. Mayanın yine %80 inini atarak geri kalan kısmı besledim. Maya dışarıdayken, her gün beslemeniz gerekiyor. Bakterilerin büyüme hızını yavaşlatmak için bugünden sonra mayamı dolapta besleyeceğim. Buzdolabında (+4 C derecede) bekleterek, beslemeye devam ediyoruz. Büyüme hızı yavaşladığı için haftada 2 defa besleme yapmanız yeterli olacaktır.

Dolaba koymadan önce mayamı 60 ml su ve 60 g tam buğday unu ile besleyerek dışarıda maya kabarana kadar 1-2 saat bekletip, sonra ağzını sıkıca kapatarak, buzdolabına kaldırıyorum.

Maya ekmek yapmaya hazır. İstediğiniz zaman mayanızı daha fazla besleyerek, ekmeğinizi hazırlayabilirsiniz. Bundan sonraki beslemelerinizde mayanızın dört katı oranında un+su karışımı ile beslemeye özen gösteriniz (Örn. 20 g mayayı, 40 g un ve 40 ml su ile besleyebilirsiniz.). Ekmek yapmayacağınız zamanlarda, mayanızı beslerken, çoğalmaması için mayanızın büyük kısmını çöpe atabilirsiniz ya da o sırada yaptığınız hamur işlerine karıştırabilirsiniz.

Ekmek yapmaya karar verdiğinizde mayanızı nasıl beslemelisiniz?

Ekmek yapmaya karar verdiğinizde mayanızı en az 3 saat öncesinden dışarıya çıkarıp beslemeniz gerekiyor. Ben genelde 300 g ekşi maya kullanarak hamur hazırlıyorum. Bu sebeple 100 g ekşi mayamı 200 g tam buğday unu ve 200 ml su ile besleyerek, 2 katına çıkmasını bekliyorum. İki katına çıktıktan sonra kullanıma hazırdır. Ekmek yapmak için gerekli miktarı aldıktan sonra kalan mayayı yine besleyerek, dışarıda 1/2 katına çıkana kadar bekleyip, dolaba kaldırıyorum. Dışarıda beklettiğim sürede üzerini temiz (ütülenmiş bir bezle) kapatırken, dolaba koyarken kapağını sıkıca kapatıyorum. 

Bazende bir kapta besleme yaptığım mayayı 2 farklı kapta büyüterek, birini dolaba kaldırıyorum ya da birilerine hediye ediyorum, diğer kaptakini kullanıyorum.


Maya dolaptan yeni çıktıp, besleme yapıldığında.

Kullanıma hazır, beslenmiş ve 2 katına ulaşmış genç ekşi maya

12 Kasım 2016 Cumartesi

İncirli Kurabiye (Şekersiz)


Şekersiz tariflerime devam etmek istiyorum. Sevdiklerimle paylaşmaktan ve yapmaktan büyük aldığım, kurabiye tarifini paylaşacağım. Tarifi cafe de hera nın incirli kurabiyesinden esinlenerek yaptım. Ben bunu şekersiz yapamaz mıyım deyip, şeker yerine pekmez kullandım. Ölçüyü ayarlamakta biraz başta zorlandım ama şuan her daim tatlı ve lezzetli kurabiyeler yapabiliyorum. En son 2 yaşındaki Tuna Ali'de bayıla bayıla yiyince bu tarif herkese uygun dedim:) Nişastadan dolayı ağızda dağılan, bir yandan kıtır kıtır incir çekirdeklerinin ağza geldiği harika bir tarif..

İncirli Kurabiye 

12-14 arasında kurabiye çıkmaktadır.

5 adet kuru incir,
50 g tereyağ,
2 tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı ya da zeytinyağı,
1 su bardağı tam buğday unu,
1 su bardağı mısır nişastası,
1/2 çay bardağı üzüm pekmezi,
1/2 su bardağı ceviz yada fındık,
1 kabartma tozu,
vanilya özütü,

İncirleri yaklaşık15 dk öncesinde kaynar suya koyarak bekletiniz. İncirler suyla beraber şişicektir. İncirleri ufak ufak doğrayınız.
Tereyağ ve hindistan cevizi yağını mikserde karıştırınız. Un, nişasta ve kabartma tozunu bir kapta karıştırınız. Yağ karışımına, pekmezi ilave ederek karıştırınız. Unlu karışımı 2-3 seferde karışıma yavaş yavaş ilave ediniz. En son, incir, vanilya özütü ve cevizleri karışıma ekleyerek hamuru hazırlayınız. Hamur cıvık olmayan normal bir kurabiye hamurudur.
Hazırlanan hamuru, dondurma koyacağı ile porsiyonlarak toplar halinde tepsiye diziniz. Fırına atmadan önce tepsiyi ~15 dk buzdolabında bekletiniz.
Önceden ısıtılmış 175 C deki fırında, 15 dk pişiriniz.
NOT: Birtürlü fotoğraf çekemiyorum, kurabiyeler hemen tükeniyor:) Genelde dondurma kalıbı ile alıp tepsiye dizip yuvarlak yapmayı seviyorum. Burdaki fotolardaki gibi üstlerini bardak ile bastırarak düz bir formda kazandırabilirsiniz. Tercih sizin:)
 Afiyet olsun..

Sıradan bir Kasım günü.. Biraz Detox biraz konser..


Radyo dinlemeyi sever misiniz? Bize çok sevdiğim lise yıllarından beri görüştüğüm bir arkadaşım harika bir ev hediyesi geldi. Bugüne kadar mutfakta laptop ile çalmaya çalışırdım ama işe dalınca şarkılar biter, bağlantı kesilir ve bir süre sonra ben koştura koştura iş yapmaya devam ederdim. Elimde bir türlü tekrar başlatmaya varmazdı. Mutfakta radyoyu koyabileceğimiz bir köşe yaptık, yanındaki duvarıda sticker ile kaplayarak, kara tahta olarak kullanıyoruz. Şimdi müzik ruhun gıdasıdır diyip, onsuz güne başlayamıyoruz. Evin içinde dolaşan melodiler eşliğinde işlerimizi yapıyoruz. Köşe yapılana kadar radyo bir mutfakta, bir salonda bir yatak odasındaydı. Müziğe nasıl ihtiyacımız varsa.. Radyonun keyfide ayrı bir güzel, hele kendinize göre bir radyo bulduysanız. Bizim radyonun ayarları sürekli Slowtime da! 91.2 ayarlarınızla oynamayın. Çalan müzikten eve gelen birilerin radyo ile oynadıgını hemen anlıyoruz.
Kasım ayı hem güneşi ile bizi yazdan tam koparmıyor hemde soğuk esintileriyle kışlıkları çıkartma mesajı gönderiyor. Keyifli bir sonbahar geçiyor. Ağaçların yapraklarını dökmesini keyifle izliyorum. Bu günü de kendime ayırdım. Cumartesi sabahları slowtime da Celine ile French Press saatleri var. Fransız şarkıları çalınıyor, çok keyifli. Mutfaktan çıkmak istemiyorum! Zaten bitmeyen bulaşık ve mutfak işleri ile de pek mümkün olmuyor:)

Bu Kasım ayında ne farkettim. Seyahat etmek için en güzel ay! Biz bütün tatillerimizi sıcak günlerde harcıyorduk. Anladım ki, kısa kısa tatiller ile senenin keyfini çıkarmalıyız. Gelecek yıl için şimdiden Kasım ayını doldurdum:)
Bu hafta çok keyifli bir konsere gittik. Karsu Dönmez. Babylonun yeni mekanı (Bomontiada) bana çok keyifli geliyor. Bomontiada, kırmızı tuğlaları, büyük camları ile bana büyüleyici geliyor. Fabrikalar dönüşüyor. Şişli civarındaki taksiler bu yeni yere alışamamış. Bira fabrikasını biliyorlar ama yeni isminden çok hoşlanmıyor gibiler. Burası mı şimdi ada diye tepki alıyoruz:) Konsere dönersek, Karsu'nun büyüleyici sesi, sahnesi ve müzisyen arkadaşları ile çok güzel bir gece geçirdik. Yerinde duramayan, heyecanlı, müziğe aşık bir kadın! İlk defa bir konserde Kaarrrsuuu diye bağırasım geldi:) Samimi, yetenekli, içten.. kendisi için kelime bulamıyorum. Hollanda'da doğup büyümüş bir Türk. Hem ingilizce, hem de türkçe parçalar çalıyor. Ama türkçe şarkılar jazz melodileri ile yeniden yorumlanmış. Özellikle 'domates biber patlıcan' benim favorilerimden. Kendi yazdığı ve bestelediği parçalarda var. Türkiye'ye yine geldiğinde kaçırmayın derim.


Kasım bize bir yandan bütün yazın yorgunlugunu kilolarını atmak ve kışa hazırlanmak için fırsat veriyor. Bir süredir aldığım 4-5 kiloyu vermek için harekete geçtim ve geçen pazarı detox günü ilan ederek, bütün gün sebze suyu ve çorba ile beslendim. Bütün hafta şekersiz beslenerek, ilk adımı attım. Umarım kasım sonuna kadar eski formumu kazanırım! Sebze suyunu severek içiyorum. Hem tok tutuyor hem de enerji veriyor. Şimdide ara öğün yada sabah öğünü olarak ara ara tüketmeye özen göstericem. Gerisi zaten kişisel beslenme düzeninize kalıyor.


Sevgiler..

12 Ekim 2016 Çarşamba

Güney Fransa - Provence - Lavanta Tarlaları ve Üzüm Bağları - Nice

Güney Fransa'ya gitme fikri, bir turda karşılaştığım Lavanta bağları ve şarap tadım turu ile aklıma düşmüştü. Turda bayram tatili için yer kalmamıştı. Daha 3 ay vardı ve biz oraya mutalaka gitmeliydik. 26 Temmuz 2014 yılında İstanbul-Marsilya uçağı ile kendimizi bu sıcak ve samimi bölgeye atmıştık. Hava sıcak ve güneşliydi. Gezi Aix en Provence ten başlıyor, burdan Nice ve 3 gece Saint Remy Provence te kalarak gezimizi bitirecektik. Avrupa'da ilk defa araç kiralayıp, küçük kasabaları gezicektik, biraz kaybolma korkusu ve yerlere bulamama telaşımız vardı. Gezeceğimiz köyleri belirleyerek, kendimizi maceraya attık. Yollar ve manzara büyüleyi, arabanızla köylere ulaşım kolaylaşıyor, aksini zaten düşünemiyorum. Köyler birbirine oldukça uzak. Sakin ve rahat bir yaşam var. Bütün köy merkezleri bir halkalı yapıdaki yollarla çevrilmiş oluyor, farklı çıkışlardan çıkarak, yön değiştirebiliyorsunuz. Navigasyon bu noktada şart. Yazın sıcağında bile bazı köyler feci derecede esiyordu, yanınıza mutlaka kalın birşeyler alın. Göz alabildiğine üzüm bağları, meyve bahçeleri görüyorsunuz. Tarım öyle gelişmiş ki, doğa burada harika. Herşey bizim için bir film karesi gibiydi. Gezi, anılarınız arasında baştan sona unutulmaz fotografik kareler oluşturuyor. Büyüleniyorsunuz.
Aix en Provence - Burası Güney Fransa'nın merkezi gibi. Cours Mirabeau Caddesi, iki yanında sıralanan kocaman çınar ağaçları. Şehir merkezi, mimarisi, cafeleri, retorantları ve kalabalığı ile yaşayan bir yer. Bu cadde üzerinde de ufak tezgahlar kuruluyor ve yiyecek, ev yapımı sabun ve el işleri bulabilirsiniz. Caddenin arka taraflarına yürüyünce sokakların arasında kaybolmak istiyorsunuz. 17. ve 18. yüzyıldan kalma binalar arasında tarihe yolculuk yapıyorsunuz. Güneşin bu hatıralar ile dolu duvalarda gezişini izlerken büyük keyif alıyorsunuz. Caddenin arka tarafında kilisenin arkasında meydanda pazar kuruluyor. Pazar günü kurulan bu pazarda peynir, ekmek, meyve her türlü yiyeceği bulmanız mümkün. Keçi peyniri ve renk renk peynirlerinden gözünüzü alamayacaksınız. Paul'ın fırını ile ilk bu gezimizde tanıştık. Sıcacık bagetlerinden alıp, peynir ile bir banka oturup hemen tadına baktık. Tabi, fransız kahvaltılarının vazgeçilmezi expresso ve kruvasan! Taze, bol tereyağlı kuruvasanlar. Cours Mirabeau Caddesinin girişinde La rotende çeşmesi bulunuyor. Büyüleyici bir fiskıye.

Burası Cezanne'ın yaşadığı şehir. Provence (okunuşu:provans) bölgesinde birçok sanatçı yaşamış. Bu bölge eşsiz doğası ile sanatçılara ilham vermiş. Cezanne dan izler taşıyan bu şehirde, Cezanne 'ın izlediği yollar işaretlenmiş. Her gün atölyesinden şehir merkezine izlediği yollar C harfi metaller ile işaretlenmiş. Sizde Cezanne'ın izinden giderek, şehri dolaşabilir ve Atelier Cezanne'ı gezebilirsiniz. Yemyeşil bir bahçe içerisinde yer alan bu evde, Cezanne ın eşyaları aynen korunuyor. Bazı resimlerde yer alan objeleri görebiliyorsunuz ve çok etkileyici. Atölyesinde, ışığın tamamını içeriye alan kocaman bir cam var. Camın yan tarafında ise, tuvaldeki tonların doğa ile uyumuna bakmak için kullandığı bir boşluk var. Duvar boyutundaki tuvalleri buradan dışarıya uzatarak inceliyormuş. Picasso da buraya gelerek Avignon şehrine yerleşiyor ve kübizmin temellerini burada attığı söyleniyor.  Bu şehirden ayrılmak istemiyorsunuz. Burayı terk ederken, her anınız aklınızın ve kalbinizin bir köşesinde kalıyor. Gözlerinizi kapatınca, hala orayı ziyaret edebiliyorsunuz.
 
Gordes - Dağın tepesinde, daha köye girmeden büyülendiğiniz bir köy. Köye giriş, dar bir yoldan sağlanıyor ve özellikle pazarın kurulduğu, Salı günü burayı gezmek çok zor! Arabanızı park etmekte zorlanıyorsunuz. Yazın sıcağında burada donduk, şansımıza acayip rüzgar vardı. Pazar, etraftaki köylerden de büyük ilgi görüyor, oldukça kalabalık. Özellikle kocaman zeytinler ve zeytinyağları dikkat çekiyor. Zeytinlerin çoğu baharatlı ve içleri kocaman sarımsaklar ile doldurulmuş. Bu köy 'A good year' filminin çekildiği Franny'nin çalıştığı kafenin bulunduğu yer. Hemen kilisenin yanında yer alan bu kafe, pazar kurulunca oldukça zor farkediliyor. Biz gittiğimizde kapalıydı ama bahçesinde biraz vakit geçirebilirsiniz. Dağlık bir alan olduğu için merkezde biraz yokuşlu ve merdivenli. Bir cafede oturup, dağın tepesinden vadiyi izliyoruz. 
Notre Dame de Senanque Abbay, Manastır Gordes köyünden inerken, dağın eteğinde. Aşağıya inerken tepeden görmeye başlıyorsunuz ve burnunuza inanılmaz güzel lavanta kokusu geliyor. Biz gittiğimizde bahçedeki çoğu lavantayı toplamışlardı. Sanırım Haziran sonu-Temmuz başı en güzel dönem. Lavantalar kurumaya başlamış ve renkleri değişmiştir. Kocaman bir manastır ve lavanta dolu bahçesi ile inanılmaz güzel bir yer. Bir masalın içinde geziyormuş gibisiniz.
Roussilion - Bir başka büyüleyici kasaba. Taştan kırmızı yapılar ve kırmızı toprakla çevrili bir inanılmaz bir yer. Yine bir dağın tepesinde kalan kasabanın rengi hemen yakınındaki madenlerden çıkarılan lik rengindeki topraktan kaynaklanıyor. Bu kasabada, mor renkli lavanta kokulu harika bir dondurma yedik. En tepeye çıkıp, Luberon bölgesini seyrettik. Küçük ama görülmesi büyük keyif veren bir yer.

Birgün içerisinde, Gordes, Senanque Manastırı ve Roussilion kasabasını ziyaret ettik.

Saint Remy Provence - 3 gece buraya yakın bör otelde konakladık. Hotel l'Amandie're, bugüne kadar kaldığım en keyif verici oteldi. Sakin, doğa ile iç içe, çok güzel ve özel bir tasarıma sahpti. Aslında samimi bir yerdi. Yıllarca orada kalıyormuşsunuz gibiydi. Balkonumuz, ahşap panjurlarımız ile konaklamamız boyunca büyük keyif aldık. Bu kasabanın elit ve aristokratik bir havası var. Küçücük bir alanda sayılamayacak kadar sanat atölyesi ve birbirinden güzel restorantları var. Bu bölgede yemek yemek çok keyifli. Yemek sonrası tatlı yemek ise şart:) Fransızlar yemek işinibüyük bir ciddiyetle yapıyor ve herşeyin bir sırası var. Soğuklar, sıcaklar, ana yemek, peynir ve tatlı. Bu kadabada görülebilecek spesifik birşey olmasa da, dar sokakları ve mimarisi ile oldukça keyifli bir yer. Burdan şarap mahzenleri ile ünlü Chateauneuf-du-pape kasabasına, şarap tadımına gidiyoruz.

Chateauneuf-du-pape - Papanın yeni şatosu anlamına gelen bu kasaba, Rhone vadisinin en ünlü şarap satıcılarının bir araya toplandığı bir kasaba. Aslında yol üzerinde her yerde, üzüm bağları ve şatoları görübiliyorsunuz. Bazıları direk satış yapıyor ama sezonluk açılıyorlar. Bu bölgede ise birçok farklı şarap üreticisinin şaraplarını tatma imkanınız var. Yıllandırılmış eski şaraplar, kırmızı-beyaz harmanlar bir çok farklı tadı bulabilirsiniz. Her satıcı tadım yaptırıyor ve istediğiniz şarabı alablirsiniz. Bu konuda biz sadece kendi damak tadımıza göre tadım yaptık. Bir uzman görüşü almakta fayda var. 2 senedir burdan aldığımız özel şarabı hala içemedik, özel bir gün için saklıyoruz:) 

Buradan çıkarken, yol üzerinde bir çikolara satış mağazası vardı. Burada da çikolata tadabilirsiniz. İlk acı biberli çikolatamı burada yemiştim:)

Avignon - Bölgenin en büyük yerleşimi. Gezebileceğiniz kocaman bir kalesi var. Manzarası, yerleşimi güzel bir yer. Roma dönemine ait eserlerin yer aldığı bu şehir, papalar şehri olarak geçiyor. Kaleden görebileceğiniz birde Avignon köprüsü var. Sokaklarında gezerken Michelin yıldızlı restorantlara rastlıyoruz. Acıktığınız her an bir restorantta yemek yeme şansınız yok. Restorantlar öğle yemeği için 1-3 arasında açık oluyor ve sonra akşam yemeğine kadar kapatıyorlar. Genelde küçük ve bahçeli restorantlar var. Gözümüze kestirdiğimiz bir yerde et yiyoruz tabi üzerine de güzel bir tatlı. Bu bölgede etleri oldukça güzel pişiriyorlar. 

Lourmarin - Geçerken uğradığımız ufak ve sevimli bir köydü. Yolunuz düşerse uğrayın.

L'Isle-sur-la Sorque - Her yerinde su değirmenlerinin yer aldığı dağlık bölge içerisinde düz bir araziye yerleşmiş, Hollanda köyü gibi. Etrafı sularla çevrili bu köyde, tourist information dan alacağınız bir harita ile bütün köyü gezebilirsiniz. Sorgue nehri üzerinde yer alan bu köyde kanallar üzerinde 62 tane su değirmeni bulunuyormuş. Nehir kenarındaki fabrikaların kapanması ile bir çoğu kapatılmış. Bu değirmenler ile 13. yy da ipek ve yün çarşaf, örtü, kıyafet yapımında kullanılıyormuş.
Sault (sol)- uzun bir yol gitmiş olsakta, son günümüzde, hala istediğimiz kadar lavanta tarlası görememiş olmamızın verdiği hayal kırıklığı ile öğleden sonra uzun bir yola düştük. Yol boyunca hiç lavanta göremiyorsunuz. Doğru gittiğinize dair bir izde bulamıyorsunuz. Şansımızı denedik ve sonunda bir sürü lavanta tarlasının içine düştük:) Güneş neredeyse batmak üzeredeydi. Manastırdakilerin aksine burdaki tarlalar arasında hala mor olanları vardı. Güneşin azalan ışıkları ile beraber renklerde maviye çalmaya başladı. Yol boyunca bir sürü tarlada durup fotoğraf çekildik, keyfini çıkardık. Dönüş ise uzun süren bir yolculuktu. Hava karardıkça, hiç bilmediğimiz bu yollarda, iphone dan çizdirmiş olduğumuz yolu navigasyonla takip ederek otelemize gece yarısı vardık. Tatilimizin hedefine ulaşmıştık. Bir sürü köy, lavanta tarlası ve şarap tadımımızı gerçekleştirmiştik. Bizim rüyalarımız gerçek olmuştu. Umarım sizinkilerde gerçekleşir.

Bu ufak kasabada yıllardır lavanata üretimi yapılıyor ve lavantalar kontrollü üretim sertifikaları ile satılmaktadır. Alıcılar, bu sertifikaya büyük önem veriyormuş ve herkes bu kapsamda uzun yıllardır üretim yapıyormuş. Bu bölgede Koz helvası oldukça ünlü, siyah beyaz olarak 2 çeşit üretiliyor. Ayrıca bölgede lavanta balı, yağı, sabunu alabilirsiniz. Roussilion-Gordes hattı arasında bir lavanta müzesi var. Musee de la Lavande mutlaka gezin. Bahçesinde lavantalar var ve burada ilk damıtma yöntemini gösteriyorlar. Bahçede bir damıtma makinesi var. Size bütün detayları anlatıyorlar. Lavanta oldukça şifalı bir bitki, müzedeki ürünler ve şifa özellikleri etkileyi. Lavanta ve lavandin arasındaki farkı anlatıyorlar. Gerçek lavantadan asıl değerli yağı üretebiliyorlar. Lavandin  den yağ elde edilme oranı daha yüksek. Yeştiği bölgelerde farklı lavanta 800 m üzerinde yetişirken, lavandin daha alçaklarda yetişmektedir. Lavandin, insanların ekmesi ile oluşurken, lavanta aslında yabani bir bitkidir ve kendiliğinden çıkmaktadır. Lavantanın tek bir sapında bir çiçek yetişirken, lavandinde birden fazla çiçek oluşumu görülmekte ve daha keskin bir koku yaymaktadır. İki bitkiden oluşan balın özellikleri de farklılık gösteriyormuş. Lavantadan elde edilen bal şekersiz ve verimi yüksek iken, lavandinden yıla bağlı olarak farklı verimler elde edilmekte ve bal daha kristalize bir yapıda, şekerlidir. Fransada bal üretimi de kontrol altında ve aldığını ballardaki etiketleri (kırmızı etiket) kontrol ederek, kalitesininden emin olabilirsiniz. Balın içerisinde arılara antibiyotik verilip-verilmediği bile kontrol ediliyormuş.

Avignon-Lourmarin-Chateauneuf-du-pape-Sault -L'Isle-sur-la Sorque bir gün içerisinde gezilmiştir.


NOT-1: Biz bölgeyi ziyaret ettikten sonra, instagramda gördüğüm bir hesapta lavanta tarlalarını gördüm. 'Valensole' diye aratırsanız, bölgeyi inceleyip gezme şansınız olur.

NOT-2: 'Coşkun Aral'la Avrupa Notları' programının 'Tarımda Markalaşma' bölümünde Sault ve çevresindeki lavata ve peynir üretimi hakkında detaylı bilgi veriyor. Gitmeden izlemenizi tavsiye ederim. (İz Tv de izledik)

Dönüşte sevdiklerinize lavantalı sabun, lavanta keseleri, lavanta yağları, krem, bal vs. hediye alabilirsiniz. Ayrıca bölgede hasır çantalarda çok moda, bende geziboyunca kullanmak için kendime bir adet aldım. Çok güzel kurutulmuş lavanta demetleri de ayrıca satılmaktadır.

'A Good Year' filmini izlemenizi ve 'Cezanne üzerine anılar' gitmeden okumanızı tavsiye ederim.

Nice - Güney Fransa'daki son durağımız. Amacımız köyleri gezmek olsakta, buraya kadar gelmişken bu şehri görmemek olmaz. Fransa'da otobanlar çok pahalı. Yola fazlasıyla para ödüyorsunuz. Nice-Marsilya arası 2 saate yakın. Nice öyle pahalı bir şehir ki girişinde bile para ödüyorsunuz. Burada arabanızı park etmek zor. Sokaklardaki park alanlarında otomatik makinalar var ve bilet almanız gerekiyor. Ya da otoparka bırakmalısınız. Kalabalık bir şehir her türden insan mevcut dikkat etmek gerekiyor. Bizim kaldığımız otel biraz dışarıda kalmış ve etrafı pek tekin değildi. Bir adamın bizi otele kadar takip ettiğini söylebilirim. Çok tedirgin edici bir durumdu. Sonra otele girince geri döndü ve bir daha görmedik. Nice, sahil şeridi, meydanları ve eski şehri ile büyüleyici bir yer. Gezdikçebu şehri çok seviyorsunuz. Promenade des Anglais, İngiliz sahil yolu olarak bilinen masmavi deniz boyunca yürüyüş yapabileceğiniz bir alan. Akşamları oldukça kalabalık oluyor. Yol üzerinde Hotel Negresco'ya dikkat etmelisiniz. Gustav Eiffel tarafından tasarlanan yapı, tavanı ile ünlüdür. Her katında Fransının farklı dönemlerine ait izler taşımaktadır. 19. yy da İngiliz soylularının kış aylarındaki tatil yaptığı bu şehirin şık bir havası da var. 

Massena Meydanı, trafiğe kapalı kocaman bir meydan ile bağlanmaktadır. Yerden fışkıran su fiskiyeleri oldukça keyif verici. Bu şehirde rahatça yürüyebileceğiniz büyük alanlardan biri. En ünlü caddelerinden Jean Medicine ve Rue Massena arasında kalan meydana gelmeden bol bol alışveriş yapabilirsiniz. Bu meydana paralel bir sokakta, birsürü deniz restorantı bulabilirsiniz. Tavsiyem buraya kadar gelmişken, Eski şehirde vakit geçirmeniz. Yolun hemen karşısına geçerek, başka bir dünya ile tanışabilirsiniz.

Vieux Nice - Eski Şehir, burası Nice'in ayrı bir parçacı gibi. İtalyan tarzı birbirine yakın binaları ve dar sokakları ile gezmeye doyamıyorsunuz. Gece bir sokakta, büyük bir kalabalığın içinde show yapıyorlardı. Bu bölge 19 yy da yapılan referandum ile Fransa'ya bağlanmış. Eski şehirde, harika bir dondurmacı (Fenocchio) vardı. Dar sokaklarında yayılan baharatçı tezgahları aklınızı başınızdan alıyor. Bu bölgede, nohuttan yapılan Socca isimli gözlemeleride tadabilirsiniz. Bir fırından Meringue  (büyük beze) aldık. Fırının içini arılar istila etmişti. Merengiue, kırınca içinden çıkıcak diye çok korktuk:)

Cours Saleya Pazarı , Vieux Nice te kurulan sokak pazarı. Renkli çiçekleri, cafeleri ve antikacıları ile keyifli vakit geçirebileceğiniz bir meydan.

Garibaldi Meydanı, Garibaldi ailesi bu bölgenin en köklü ailelerinden, ismini sıklıkla göreceksiniz. Bu meydanda, gördüğümüz deniz ürünlerine dayanamayıp tatmak istedik. Kocaman bir tabak dolusu, deniz ürünü. Benim için deniz ürünü güzel pişmiş bir karides, kalamar ve ahtapotmuş. Limon sıkıp, istiridye, salyangoz yemeğe çalışsakta, sanki tuzlu denizi kocaman bir balina gibi ağzıma atıyordum. Tabi ki bu sadece tadımlık birşey. Bununla karnımı doyurmam imkansız:) Sümüklü bözekte yedik. Beraberinde gelen kırmızı ipli iğneler yardımı ile kabuklarından çıkarıp yiyorsunuz. Diğerlerinden daha lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bir masaya kocaman bir yengeç gitti. Sandviç gibi görünüyordu, böyle büyüğünü bir daha görmedim ama o an yiyemezdik:) Mutlaka deneyin, her zaman Nice 'e gitmiyor insan:)

Parc de la Colline du Chateau Tepesi, İngiliz yolu sonunda, limana gelmeden şehri izleyebileceğiniz harika bir tepe. Çıkması biraz zorlu olsada, her merdivende durup, fotoğraf çekilmek istiyorsunuz. Masmavi gökyüzü, denizle birleşiyor ve kumsalları ile beraber Nice size oradan gülümsüyor. Eski şehri tepeden görmekte ayrı bir keyif. Birbirine girmiş çatılar ve kubbeler.

Kendinizi Nice'in sokaklarına bırakın, yemeklerinin keyfini çıkarın.



17 Eylül 2016 Cumartesi

Halkidiki-Sithonia Kumsalları (Yunanistan) - Beaches in Sithonia (Greece, Chalkidiki)


Bu sene bizim için tamemen deniz, kum, güneş, rakı ve balık.. tatiliydi.. Hal böyle olunca kumsalları atlamamak lazım.. Bir kaç kumsal tavsiyesi.. 4 senedir Halkidiki bölgesine tatile gidiyoruz:) İlk defa bu sene biraz rüzgarlıydı. Rüzgarın yönüne göre adanın etrafında tur atarak, sakin olan tarafta denize girdik. Rüzgar yoksa adanın her yeri çok güzel:)


Kalamitsi Beach : Kriaritsi Beach'ten yaklaşık 1 km daha aşağıda ve tabelalar ile rahatlıkla bulabilirsiniz. upuzun kumsal ve bir tarafta uzanan restorantlar ile hareketli bir kumsal. Bizim için asıl önem taşıyan ise, kumsaldan birkaç metre uzaktaki ufak adacık. Tamamen kayalık olan bu adanın etrafında maske ve palet ile tur atmak çok keyifli. Saatler geçirebilirsiniz. Beyaz kayalıklardan yansıyan ışıklar su altında inanılmaz bir dünya oluşturuyor. Etrafta gezinen türlü balıkların yanında, su altında kayalık oluşum aklınızı başınızdan alabilir. Deniz kestaneleri, su altındaki yeşil canlılar ve tarif edilmez bir dünya.. Kayalıklar su altında büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.. Su altını seviyorsanız bu kumsal sizin için vazgeçilmezlerden.. Denizin içi tamamen kum..

Kalamitsi'den biraz daha aşağılara inerken, sağda çamların renginin değiştiğini göreceksiniz. Öyle güzel bir yeşile bürünüyor ki çamlar, büyüleniyorsunuz.. inanamıyorsunuz.. Açık yeşil, arabaya mis gibi kokular dolmaya başlıyor. Derken yol hafif dönüyor ve hemen yol kenarından inen patika yol ile denize ulaşmanız mümkün.



Porto Koufo Beach : Denize neredeyse sıfır olan bu kumsal hem sakin olduğu için hemde denizi ile çok keyifli kumsallardan biri. iki dağın arasında kalan deniz her daim sakin ve temiz.. Sahilin ilerisindeki, restorantlarda yemek yiyebilirsiniz. Yolun hemen karşısında da yol kenarında bahçe içinde harika bir restoran var, çalışanları çok eğlenceli.. Denize geri dönersek, giriş kısmı kum ve birkaç adım sonra 1 m civarında bir kayalık alan var ve burayı geçtikten sonra, masmavi sulara bırakıyorsunuz kendinizi. Kayalık bölge sayesinde de deniz altındaki dünyayı açılmadan seyretme şansınız var. Yarım metrede birsürü balık görebilirsiniz. Deniz çarşaf gibi ve huzur dolu. Çok çabuk derinleşiyor ve denizdeki koyu mavi öyle güzel anlatıyor ki  derinliği..
Şimdi yönümüzü değiştiriyoruz. Sarti'nin yukarısına Vourvouru'ya dogru hareket ediyoruz.


Potakalli - Orange Beach : Çamların altında büyüleyici bir kumsal daha. Öncelikle çamların arasından geçiyorsunuz ve arabanızı buraya park edebilirsiniz. Kumsal oldukça dağınık ve kumsalı oldukça kısıtlı. ama kayalıkların üzerinde güneşlenmek harika. Kayalıklar neredeyse kumsal görevi görüyor ve herkes biryerlerde güneşleniyor. Bizde kendimize güzel bir taş bulup yerleşiyoruz. Tepeden denizi seyretmek harika. Sıkıldığınız zaman ağaçların arasında Frappe içip, birşeyler atıştırabilirsiniz. Denizin rengi harika, turkuaz ve mavinin her tonu mevcut. Kesinlikle görülmesi gereken bir yer..

Vourvourou'yu geçen sene sevmemiştim, bu sene ise en sevdiğim yer oldu:D aslında kumsalını.

Karidi Beach : Bu kumsalı yoldan geçerken keşfetmeniz zor. Vourvourou'nun içerisine girdikten sonra Sarti yönünden ilerleyince kumsalı bulabilirsiniz. Yine çamların arasından denize açılan bu kumsal oldukça büyüleyici. Hem piknik yapıp hemde denize girmeniz mümkün. İçiçe geçmiş 3 adet yarım daire şeklinde kumsal var ve uç kısımları kayalık olup, kenarları hep kumsal. Özellikele ortada kalan geniş kumsal ve deni harika.. uzun süre derinleşmeyen derin, hem çocuklar hemde sizin için çok keyifli. Kum beyaz ve öyle ince ki.. Ayağınızın altında o dokuyu hissediyorsunuz. Tertemiz, masmavi rengarenk bir deniz.. Kumsalın kayalık ksıımları da var buralardan denize girip, canlıları seyredebilirsiniz. Bütün tatili bu kumsalda geçirdik diyebilirim. Deniz harika ve gördüklerinizle büyüleniyorsunuz. Kendinizi kaybediyorsunuz. Suda kalmaktan parmaklarım buruşuyor ve su sıcak olmasına rağmen üşüyüp, ellerim hisssizleşene kadar çıkmıyoruz! Balıkların peşine takılıp, denizin içerisinde geziniyoruz.
Birbirine bağlı 3 koydan oluşuyor. Koylardan biri yazlık evlerin ön tarafında kalıyor, biraz kalın kumlardan oluşuyor. Ortada kalan koy, incecik beyaz kumlara ev sahipliği yapıyor. Çocuklu ailelerin tercihi. Hem kum çok güzel hemde deniz orada dalgasız ve su seviyesi çok alçak. Üçüncü koy ise, kayalıklardan oluşuyor, deniz hemen derinleşiyor ve snorkellig için güzel bir koy. Çam ağaçlarının altında uzanıp, masmavi denizi izlemek büyük keyif verici. Bu koyda gün batımı ayrı bir güzel. Güneş tam karşınızdan batarken, çamların arasından kızıllığı izlemek. Bu koyun yeri ayrı.
Vourvouru'nun yapısı biraz ilginç ve denize girmek için farklı yerler mevcut. Ayrıca kamp kurabilirsiniz. İlk gittiğimizde burayı bir türlü sevememiştik, keşfedememişiz:)
Talgo Beach : Burası özel bir beach ve kumsalda çok güzel bir cafe ve cafe'ye ait şezlonlar mevcut. Burası sanki özellikle çizilmiş ve ayrılmış yeşillikler içerisinde çok güzel bir kumsal.. Bütün gün burada vakit geçirip, şezlonglarda Frappe ile denizin keyfini çıkarabilirsiniz..

Lagonisi Beach : Vourvourou dan yukarı doğru çıkarken, tabelası görülüyor. Evlerin arkasında güzel bir koy. Koyun kıyısında beach bar var ve denizden biraz içeride kalıyor, şezlongları hem çamların altında hemde açık alandalar. Biraz ilerisi de halk plajı. Kumsaldan ufak bir kum tepesi ile kayalık ufak bir adaya çıkabiliyorsunuz, görsel olarak harika.

Kalogria Beach: Nikiti'den Neos Marmarasa giderken yol üzerinde. Kumsalda Mango Bar ve ona ait şezlonglar var. Güzel keyifli bir beach bar, otopark ücretsizsadece şezlong için 3 euro ödüyorsunuz. Deniz harika. Hemen yakınında yüzerek gidebileceğiniz ufak bir kayalık var. Oraya yüzene kadar, bembeyaz kumlardan masmavi sularda derinliğer doğru yüzüyorsunuz. Deniz çok sakin ve çocuklar için çok uygun bir kumsal. Kumsal çok uzun bir tarafında yine otele ait şezlonglar var. Daha ilerisi yine halk plajı. Çamların altına çocuklu aileler kuruluyor. Aynı zamanda burada günlük dalışa gelen iki farklı dalış okulu oluyor. Dalmak isterseniz bu kumsalda dalış yapanları görebilirsiniz.